Ne güzel ajanımızdın sen Emmanuelle Béart..
"Arkadaş yıl olmuş 2012, Emenuel mi kalmış allasen?" dediğinizi duyar gibiyim. Yeri gelecek Nutella tadındaki Paula Patton'dan ve yeni Fransız ateşi Lea Seydoux'tan da bahsedeceğim, ama şimdi konu onlar değil. Konu, Emmanuelle.
Henüz Emmanuelle isminin bünyede farklı çağrışımlar yapmadığı yaşlardayım. İlk Görevimiz Tehlike'yi sinemada izlemişim. Çocuk kafamla dönen entrikalardan gram bir şey anlamasam da (çaktırmayın ama ben halen anlamam orda dönen alavere dalavereleri. Televizyonda ne zaman denk gelsem hep akvaryum sahnesinde yakalıyorum arkadaş) sondaki tren sahnesi ve Cruise abinin tavandan iple sarkıtıldığı sahnelerin aklımı aldığını hatırlıyorum.
Bir de Emmanuelle Beart'ın..
Kendisiyle ilgili sözlükte pek hoş bir tanım var: "bu kadının güzellikten, seksapelden, çekicilikten, albeniden başka bir olayı var, başka bir yetisi, başka bir gizli gücü var ama ne oldugunu kimse anlayamayacak besbelli." Devam filmlerindeki kadın figürleri (canlandıran aktristler pek hoş olsalar da) belki de tam da bu tanım sebebiyle onun yakaladığı havayı bir türlü yakalayamadılar. Ama şimdi konumuz o değil (ulan demin oydu, ne ara değiştirdin), konumuz serinin yeni filmi (dikkatini ver, bırak şimdi Emeniel'i Memenuel'i. Ağzım yamıldı zaten Emeniel demekten). Bu burada dursun, dönücem ben bu mezvuya.
Dile kolay ilk filmin üzerinden 15 sene geçmiş. Zaman çok değişti, önünü alamadık. O zaman çocuk olanlar neredeyse çoluk çocuğa karışacak yaşa geldiler (değişim bizi de vurdu), fakat Tom Cruise halen Ethan Hunt (adam ekşını seviyor abi. Evde karıdan bunaldı herhalde). Yeni filmde kendisini Rusya'da bir hapishanede buluyoruz. Halbuki üçüncü filmde çok mutlu bir halde bırakmıştık ("ne ara girdin içeri?" diye soruyoruz, susuyor, gözlerini kaçırıyor... "Kırizmini yisinler Tım" diyoruz biz de). Nefis bir hapishaneden kaçış sekansının ardından verilmekte gecikmeyen yeni görevinde, eğer kabul ederse (ahahah iyi güldüm. sağlam güldüm yalnız), Ethan ve ekip arkadaşları komplo kurbanı oluyor. IMF kapatılıyor. Böylelikle ekip, başlarında bir büyükleri olmadan tek başlarına yola devam etmek durumunda kalıyor. Sonrasında.. amaaan gidin izleyin be..
Dördüncü filmin belki de en güzel yanı ilk filmdeki ajanların bir başlarına kaldıktan sonraki "çaresizlik" havasını bir anlamda yakalamış olması. Bundan kastım şu (özet geç p..), hatırlarsanız ilk filmin başında da IMF ajanlarının planları ters gider, ekibe komplo kurulur, bir kısmı ölür, kadro dağılır. Gerisi Ethan Hunt'ın bu komployu çözmeye yönelik macerasıdır aslında. 4. film de ilk filmin izinden gidiyor sayılır bir bakıma. Ekibimizin başlarında IMF denen bir kurum kalmıyor. Tamamen tek başlarınalar ve ellerindeki cihazlarla yardım almadan yollarına devam etmeleri gerekiyor. Senaryo başarısını da bu noktada yakalıyor bana kalırsa. Ellerindeki imkanlarla ve yarım yamalak planlarıyla daha "old school" ve spontane davranmak zorunda kalıyorlar. Ve bilhassa üçüncü filmin aksine başından sonuna kadar neredeyse hiçbir işleri rast gitmiyor. Aksiyonun yanında bu sayede gerilimi de ayakta tutabiliyorlar.
Evvela ilk live-action filminde böyle nefis aksiyon sahnelerinin altında alnın akıyla kalkan Brad Bird'ü ellerinden öpmek gerek. Hele hele ilk animasyon olmayan işinde yeşil perdeye bel bağlamayıp Dubai'deki sahnelerini dünyanın en yüksek binası Burj Khalifa'da çekmeyi tercih etmekle büyük bir risk almış. Bir de üstüne Tom Cruise'un bu sahnelerde dublör kullanmadan oynamasınaysa diyecek bir şey bulamıyorum. Ya da şunu diyebilirim: "Tom Has BALLS!" Lütfen izleyelim: http://www.youtube.com/watch?v=CCuxnofBIKI (Artık bu adama çemkirirsem ne olayım!) Bunu bilerek izlediğinizde sahnenin yarattığı etki çok daha fazla oluyor. Artık Hollywood'ta ota boka green screen kullanıldığını düşünürseniz, yaptıkları işin çok değerli olduğu kanısındayım. Tom Cruise da artık 15 seneden sonra karakterin oturmuşluğunun da verdiği rahatlıkla inandırıcı olmakta bir sıkıntı çekmiyor. Yalnız geçen filmdeki mutlu hallerini özlemişim. Bütün filmi daimi bir somurtuyla tamamlamayaydı iyiydi.
Bu sefer 3. filmdeki gibi sağlam bir kötü adama sahip değiliz (Allah Phillip Seymour Hoffman'ı başımızdan eksik etmesin). Bu aslında normal şartlarda eleştirebileceğim bir durum olurdu fakat senaristler bir anlamda avantaja da çevirmişler bu durumu. Ekip üyelerine bir nebze olsun karakter kazandırma, arkaplan yaratma açısından çok yararlı olmuş. 3. filmdeki en büyük problem Maggie Q ve Jonathan Rhys Meyers'ın karakterlerinin çok teknik kalmasıydı. Ethan'a yardım ettiler ve bitti gitti. Ghost Protocol ise kesinlikle ekip arasındaki uyumu ve karakterlerin gerçekliğini hissedebildiğiniz bir film. Bir tek Jeremy Renner'ın oynadığı karakterin kendi hikayesini anlattığı kısmı zorlama buldum ama hikayenin bağlanışı açısından göz ardı etmemiz gerekiyor. Simon Pegg'in oynadığı Benji'nin saha ajanlığına terfi etmiş olması ve henüz deneyimsiz oluşu sebebiyle patlattığı espriler filmin en eğlenceli anları. Tom Cruise'la da şahane bir ikili oldukları kanısındayım (bence kankası Edgar Wright'ı bırakıp eküri olarak Tom'u alsın yeni komedi filmlerinde).
Jeremy Renner da hiç fena iş çıkarmıyor fakat serinin devamında Ethan'ın yerini alabilecek bir karakter olduğundan emin değilim. Kaldı ki Renner yeni sayılır sektörde, böyle büyük bir franchise için Cruise'un sahip olduğu star karizmasına sahip değil. Kısa rollerde Josh Halloway ve Lea Seydoux da gözümüzü gönlümüzü açıyorlar. The Beautiful Person ile iyi çıkış yapan yeni Fransız kızımız bu sene Midnight in Paris'te de dikkatleri üzerine çektiydi. Yolu açık gözüküyor (güle güle git, güle güle gel yevrım).
Gelelim Paula Patton'a.. Emanuelle bu noktada devreye giriyor. Maggie Q'nun canlandırdığı fazla teknik, mekanik ve cool ajandan sonra Paula Patton'ın oynadığı Jane Carter'ı, çok doğal ve samimi buldum. Bence Béart'tan sonra ilk defa bir kadın figürü seriye bu kadar yakışmış. Yarma gibi herifleri dövdüğü anlamsız dövüş sahneleri yok, duygularına kapılıp gittiği soğukkanlılığını sürdüremediği yerler var. Özetle daha insani. Lea Seydoux'la karşı karşıya geldikleri ve birbirlerini patakladıkları sahnelerde seyircinin mest olduğunu sanıyorum (hadi hadi, oldunuz, yemeyelim şimdi birbirimizi). Dahası perdede gözüktüğü süre boyunca, hem sert, hem tatlı, hem naif hem de seksi ve çekici gözükmesini başarıyor. Hindistan'daki partide arz-ı endam ettiği yeşil elbiseyse yılın tasarımı falan seçilmeli. Resmen bir top model gibi taşımış. Filme dön MERT!
Film de iyi işte yea. Gidin izleyin. Ekşin mekşin felan hepsi var. He bi de müzikler çoh eyi. Klasik tema çok güzel kullanılmış. Yeminle.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)






0 yorum:
Yorum Gönder