Oscarlar'ın ardından...


Sanırım en son Hugh Jackman'ın sunduğu sene Oscarlar'da keyifli bir gece geçirmiştim. Geçen seneki adaylar ve tören sıkıcı olmasına ve Steve Martin'le Alec Baldwin'i pek sevmiyor olmama rağmen en azından törenin açılışı komikti. Bu seneki açılış videosunda Anne Hathaway ve James Franco'nun filmlerin içine girip karakterlerle konuşmasını görünce (özellikle True Grit'teki Tron esprisi ve Back to the Future güzellemesinden sonra) dedim tamam bu gece sıkmayacaklar bizi. Fakat öyle olmadı. H. Jackman gibi bir musical number ile açılış yapmadılar. Öyle olunca törenin geri kalanında belki müzikal bir bölüm olur diye umduk ama o da gelmedi. Böyle bir şey yapma zorunlulukları yok elbet ama törenden önce ara ara yayınlanan promo'ları biraz bu imajı vermişti ve her biri törenden kat kat daha eğlenceli ve komikti.

Anne Hathaway'i epey beğendim esasen. Bence gece boyunca çok çabaladı, elinden geleni yapmaya çalıştı show'u kurtarmak için. Güleryüzlü, eğlenceli ve komikti. Diyalogları daha iyi yazılmış olsa daha da komik olabilirdi. Potansiyel var bu anlamda, yok değil. Programı tek başına götürmeye çalıştı desem yalan olmaz. Evet resmen tek başınaydı sahnede. James Franco, anladığım kadarıyla bu törene hazırlık aşamasında o kadar baymış, o kadar sıkılmış bunalmış ki bu işten, tören günü gelip çattığında artık sahneye çıkıp bıdı bıdı konuşmak götüne zor gelmiş. Facebook, Twitter ve kendi web sayfasından Franco'yu takip ediyor musunuz bilmiyorum ama etmeyenler için şöyle anlatayım; adam live tweeting yapmakla bozdu kafayı. Kırmızı halıdan sadece 3 saat önce yataktan kalktı. Tören başlayana kadar bir şeyler çekti sürekli sahne arkasında ve başladığında bile elinde telefonla çıktı sahneye. Neredeyse tüm program boyunca Anne Hathaway yanıbaşında konuşurken adam telefonla oynadı çocuk gibi. Sahne arkasında telefonuyla çekim yapıp, tweet atıp, çektiği fotoğrafları nette paylaşırken harcadığı enerjinin yarısı sahnede yoktu bile. O kadar boşvermiş, baymış ve uykulu bir hali vardı ki birisi suratına iki tane çarpıp kendine getirsin istedim. Gecenin bir vakti izlediğim halde benim o kadar içim geçmedi be! "Bu ne saygısızlık, ciddiyetsizlik" diye çemkirmeyeceğim ancak az biraz konsantre olup partneriyle uyum sağlamaya çalışsa belki daha az sıkıcı bir sunum yapardı. Umrunda bile değildi onun Oscar'lar. Kafasının iyi olduğuna yemin edebilirim. Vallahi çekip gelmiş gibiydi. Son olarak, neredeyse tüm show boyunca Anne Hathaway'in yüzüne bile bakmaması ayrıca enteresandı.

Umarım gelecek sene tekrardan Billy Crystal sunar, zira sahneye çıktığı 2 dakika belki de törenin en esprili anlarındandı. Ya da başka bir komedyen alın rica ediyorum, Ricky Gervais değil elbette ama ne bileyim Craig Ferguson, Conan O'Brian falan olsa fena olmazdı. Bak Jon Stewart'a bile razıyım, yeter ki artık baymasın sunucular. Ödüller de aşağı yukarı beklenen isimlere gidince ben sıkılıp bitmesine 1 saat kala yatıp uyudum açıkçası. Zerre de pişman değilim.

Anti-Social Network'çülerden biri olarak, film ödülünü The King's Speech'in almasını elbette istiyordum. Fakat TSN ne kadar sevmediğim bir film olursa olsun ortada bir David Fincher gerçeği var. Evet belki bu filmle almak yakışmazdı ama Fincher gibi bir adamın ödüle bu kadar yaklaşmışken göstere göstere verilmemesi hoş olmadı. Hele hele Fincher'a gitmeyen bir ödül, orada Darren Aronofsky dururken Tom Hooper gibi bir isme hiç kalmamalıydı. The Damned United'ta başarılı bir yönetmenliği vardı Hooper'ın allah için. Fakat The King's Speech başkası da çekse üç aşağı beş yukarı böyle çekilecek bir film zaten. Mesela geçen seneki The Hurt Locker'ı da pek sevememiş olmakla birlikte Kathyrn Bigelow üstün bir yönetmenlik sergilemişti. Sesimi bile çıkarmamıştım o açıdan. Fakat bu seneki ödüle mana verebilmek mümkün değil. Hele hele Nolan bile es geçilmişken, bu adama mı gitmeliydi yani ödül diye soramadan edemiyor insan. Gecenin en anlamsız ödülüydü kesinlikle. Nolan'ın aday gösterilmemesiyle zaten herhangi bir beklentimizin kalmadığı Inception ise aday olduğu teknik kategorilerin hepsini kazanıp 4 adet "züğürt tesellisi" ile ayrıldı geceden. Bunlar dışında ödüllerin dağılımdan son derece memnunum ben. Bu açıdan güzel bir tören oldu benim için.

Jeff Bridges, en iyi kadın oyuncu ödülünü sunmak için sahneye çıktığında bile sıkıcıydı. Ezbere çalışmış gelmiş. Beklediğimiz ve hak ettiğinde hemfikir olduğumuz Natalie Portman'a gittiğinde rahatladım. Ne yalan söylim Annette Bening'in almasından çok korkuyordum. Bu arada aldıkları ödül konuşmalarında sinema sektörüne girmelerini ya da o sektörde önemli bir yere gelmelerini sağlayan yönetmenlere teşekkür eden oyuncular çok hoşuma gidiyor. İki sene önce Penelope Cruz'un Oscar konuşmasında Pedro Almodovar'a teşekkür etmesi gibi Natalie Portman'ın da kendisine Leon'da şans veren Luc Besson'a ve ilk adaylığını aldığı Closer'ın yönetmeni Mike Nichols'a teşekkür etmesi hoşuma gitti. Yalnız geçen sene 5 dakika boyunca tanımadığımız bir sürü insana teşekkür ederek içimizi bayan Jeff Bridges gibi biraz fazla kişiye teşekkür etti. Elbette ki hepsi o filmde görev alan ya da hayatında bir şekilde etkili olmuşlar kişiler, elbette önemliler ama biraz daha genelleyerek "birlikte çalıştığım, adını şu an hatırlayamadığım diğer herkese teşekkürler" deseler daha iyi olur sanki (yani kameramanlara bile teşekkür etti).

Geçen yıl kazandığı ödülle en iyi konuşmaya imza atan Sandra Bullock, erkek oyuncu adaylarını sunarken gene en iyi konuşmayı ödül almadığı halde kendisi yaptı. Bu kadının bu esprili, özgüveni yüksek, rahat hallerine bayılıyorum.Ya da dur vazgeçtim en iyisini Kirk Douglas yaptı lan. Efsaneydi. Yardımcı kadın oyuncuları kıvrandırttı resmen. Hepimizi de kırdı geçirdi (ne varsa eskilerde var azizim). Justin Timberlake de "you know" diyerek izinden gitmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Banksy esprisi de güme gitti ayrıca. Diğer bir komik an da Cate Blanchett'ın "The Wolfman"in makyaj ödülünü sunarken "it's gross" demesiydi herhalde (Orta Dünya'dan kopup gelmişti gene).

Christian Bale (kes abi o sakalları, iyice Haham'lara benzemeye başladın) güzel, sıkıcılıktan uzak bir konuşmaya imza atarken almasın diye dua ettiğim Melissa Leo ucuzluğunu törende de gösterdi. Bir an nerede olduğunu unutup "F" kelimesini kullanmasına diyecek bir şey bulamadım. Aslında başka sevdiğim bir isim olsa, samimi olduğuna inandığım birileri bunu sempatik bile bulurdum ama Leo o kadar yapaydı ki orada... yani öylesine samimiyetsizdi ki... lan neyse ben bişe demiyorum..

Özetle boş, sıkıcı, zevksiz bir törendi ama geldi geçti işte.

* Son olarak Harry Potter, Social Network ve Twiligt'lı şu müzik videosuna bittiğimi de eklemeden geçemeyeceğim.


1 yorum:

fortunato dedi ki...

Açılıştaki video bence çok keyifliydi, ödül töreninin tamamını izleme fırsatım olmadı iyi kötü diyemem ama sadece o video yetti açıkçası..