Yarınki Oscar heyecanı öncesinde ben de kimler hangi ödülleri kazanabilir, hangilerini niye kazanamaz inceleyeyim istedim. Öncelikle üyelerden biri olsam listemi şöyle sıralardım;
Black Swan
Black Swan
Inception
127 Hours
Toy Story 3
The King’s Speech
The Fighter
The Social Network
The Kids Are All Right
True Grit
Winter’s Bone
* Son ikisini izleyemedim, en sona atmak durumunda kaldım onları. Yine de sıralamamın çok fazla değişeceğini de sanmıyorum.
* Son ikisini izleyemedim, en sona atmak durumunda kaldım onları. Yine de sıralamamın çok fazla değişeceğini de sanmıyorum.
Black Swan
Aronofsky’nin başyapıtını (evet sanırım bunu dememde bir sakınca yok) ikinci kez izlersem aynı şekilde düşünür müyüm, daha mı överim yoksa kusurları daha mı gözüme batmaya başlar bilemiyorum ancak ilk izleyişimde o kadar etkiledi ki beni filmle ilgili sağlıklı yorumda bulunamıyorum. Adam akıllı bir kritik için sanırım tekrar izlemeye ihtiyacım var ama eksikliklerini görebileceğim o ikinci izleyişe kadar yılın en iyisi benim için. Darren Aronofsky Kuğu Gölü Balesi’ni dönüşüm geçiren Nina üzerinden neredeyse birebir mi kurguluyor? belki.. Fiziksel olarak da kuğuya dönüştüğü gösterilen balerin gibi metaforlar fazla mı gözümüze sokuluyor? o da olabilir.. fakat anlaşılmaz ya da zor anlaşılır olmak popüler sinema açısından çok sık getirisi olan bir şey değil. Bu sebepten bazen, bu tip şeyleri kalın puntoyla izah etmeniz gerekebiliyor. Belli bir estetik ve kalite içinde yaptığınız sürece de bence problem olmamalı, ki yönetmen de bunu fazlasıyla beceriyor.
Hangi ödülleri, neden kazanabilir?
Şüphesiz ki en güçlü olduğu kategori kadın oyuncu kategorisi. Natalie Portman’ın çok ölçülü, dengeli bir performans verdiğini söylemek mümkün değil, ama zaten böylesi dengesiz bir ruh hali içinde olan, giderek kafayı sıyıran bir karakter yaratırken de bence abartıya kaçmak gerekiyor, karikatürize etme sınırına dayanmadan. Başka türlü bir dram filminin içinde Portman’ın Swan Queen performansı hoş durmayabilir, rahatsız edici olabilirdi. Fakat Aronofsky’nin filmi Nina’nın sınırlarını zorlaması üzerine kurulu olduğu gibi seyircinin de sınırlarını zorlamakla alakalı. Bu kadar saykodelik bir filmin protagonistinin (antagonist de diyebiliriz sanırım?) normal olmasını da bekleyemezsin. Nina’nın Beyaz Kuğu’dan Siyah Kuğu’ya geçiş süreci sancıları Portman’ın narin görünüşüne de cuk oturuyor. Mesela Mila Kunis ne kadar Siyah Kuğu’yu (Lily) oynamak için yaratılmış gibi duruyorsa Portman da o çıtkırıldım, üflesen yıkılacak gibi duran süs bebeği havasıyla (Nina’nın Beyaz Kuğu’yu oynamak için doğmuş olması gibi) Nina’yı oynamak için doğmuş. Bu yüzden bence karakteri gibi Portman’ın da kötü olan karaktere dönüşmek için ne kadar çok çabaladığını görebiliyoruz. Hiçbir şey olmasa bile bu özveri için ödülü hak ediyor.
Neden kazanamaz?
Nolan gibi Aranofsky filmlerinde akademi’nin tadınının dışında. Yalnız gene bile mainstream seyirciye hitap edebilmek için elinden geleni yapmış. Bu kadar adaylığı da bu sayede elde etti. Daha sanatsal, daha kişisel, deneysel veya bağımsız bir film de yapabilirdi ama bir noktada daha geniş kitlelere hitap etmesi gerekiyor sanırım. Yine de onca The King’s Speech ve The Social Network sesleri arasında kaybolup gitmemesine engel değil. en iyi kurgu ve görüntü yönetmenliğinde de gene bu filmler geçtiği için şansı çok düşük. Doğrusu ekibin Portman dışında ödülle geceden ayrılabileceğini sanmıyorum.
Neden kazanmalı?
Portman’ın performansından bahsettim zaten. Görüntü yönetmenliği ve kurgu dalında alsın isterdim açıkçası. Matthew Libatique’in görüntü yönetmenliği yer yer ağzımı açık bıraktı benim. O olmasaydı filmden çok hoşuma giden Perfect Blue tadı alamayabilirdim (yeri gelmişken Satoshi Kon’un bu güzide animesini de bir koşu izlemenizi salık veriyorum). Olur da The Social Network ve The King’s Speech arasında oylar bölünürse belki Inception ve Black Swan bir çıkış yapabilirler aradan.
Inception
Inception’la ilgili bir yazı kaleme almadım şimdiye kadar. Filmle ilgili o kadar yazılıp çizildi şey okudum ve o kadar çok kişiyle film üzerine konuştum ki açıkçası filmi oturup analiz edecek mecalim kalmamıştı. Inception 2010’un en iyi birkaç yapımından biriydi benim için. Eksik gördüğüm, daha farklı olsa iyi olurdu dediğim yerleri de oldu elbette ama Oscar adayı olsun olmasın Nolan’ın “blockbuster” kavramına getirdiği yeniliğe hayran kalmamak elde değildi. Seyirciyi sıkmayacak ama beyin jimnastiği yaptıran bir aksiyon filmi yapıp bir yandan da alttan alta verdiği mind trick’lerle bizi bunaltmamayı başarması takdire şayan.
Hangi ödülleri, neden kazanabilir?
Film dalında es geçilecek, yönetmen ve kurgu dallarında zaten es geçilmiş olması sebebiyle fanların da iyice nefretini kazanmamak uğruna (anketlerde genelde en iyi film dalında hep Inception önde mesela) başka dallarda ödül vermek isteyeceklerdir. En iyi orijinal senaryoyu alması biraz zor gözüküyor ama diğerlerini kazanamayacağı için bir züğürt tesellisi yapabilirler. En iyi ses miksajı, ses kurgusu ve görüntü yönetmenliğini de kazanmalı ama filmin görüntü yönetmenliği onlar için fazlasıyla teknik. Yani “amaan efekt mefekt” işte diye kestirip atabilir, ciddiye almayabilirler. Yine de belki bir şansı olabilir.
Neden kazanamaz?
Yanlış hatırlamıyorsam filmin görüntü yönetmeni Wally Pfister (4. adaylığı. Nolan’ın diğer filmlerinde de çalıştı), “üyeler Inception’ı blockbuster olarak gördükleri için filmin sanatsal yanını göz ardı ettiler. en üzüldüğüm bu oldu” gibisinden bir şey demişti. Inception’ın kaybettiği birkaç nokta oldu; birincisi filmin görüntü yönetmeninin de dediği gibi filmin yazın gösterime giren sıradan blockbuster’lar gibi ele alınması ve ne kadar ince detaylarla doldurulduğu gerçeğini göz ardı etmeleri. İkincisi Nolan’ın genelde açık uçlu, seyirciyi de düşünmeye ve yorumlamaya iten filmler yapması (Memento’yu kaç kere izledim allah bilir. Prestige’i üç kez, Inception’ı iki kez izleyip tüm çevremle neredeyse oturup tartıştım, halen aklıma yatmayan şeyler kalmıştır). Bu tarz kafa yoran filmler de onların dişine göre değil pek. Bunun filmi çok sevip akademi tarafından görmezden gelinmesine içerlememle falan bir ilgisi yok. Yalnızca onların yapısına uygun bir film olmadığını söylemek istiyorum. Son olarak da yazın gösterime girdi Inception. Oscar yarışına sokulacak filmler genelde Kasım-Aralık’ta vizyona sokulurlar ki insanlar unutmasın, film gündemde kalsın. Inception yazın yarattığı etkiyi zaman geçtikçe kaybetti ne yazık ki.
Neden kazanmalı?
Film üyelerce muhtemelen fazla mesafeli bulunsa da teknik üstünlüğünü yok saymamalılar. En iyi film dalından umudumu kestim de diğer teknik adaylıklar ödül kazanmak hakkıdır. Eli boş göndermek ayıptır günahtır.
127 Hours
127 Hours, tamamen akademi üyelerinin kafa yapısının dışında bir film olmasına ve Danny Boyle henüz iki sene önce Slumdog Millionaire ile ödülleri toplamasına rağmen çok sağlam adaylıklar elde etti, ki açıkçası ben pek ihtimal vermiyordum. Onlar için izlemesi zor bir film, sevmeyebilirlerdi de. Her ne kadar James Franco resmen yabancıların “charming” diye tabir ettiği bir oyunculukla hiç sıkmadan başından sonuna kendini ilgiyle izletse de, tam anlamıyla bir yönetmen filmi. Hikaye gerçekliğinin etkisiyle vurucu olsa da başka birinin ellerinde çarçur edilebilirdi ama Boyle yapmıyor. Dediğim gibi almamış olsa ve de bu sene aday olsa Boyle’un kazanmasını gönülden isterdim, Nolan’dan bile fazla belki de.
Çok çok düşük bir ihtimal ancak şu son bir ay içerisinde giderek artan bir James Franco sevgisi var. Aynı yıl hem aday olup hem Oscar’ı sunmak herkese nasip olmaz. Anne Hathaway’le birlikte çektikleri Oscar promo’ları da sürekli gündemde. Kabul etmek lazım ki bütün bir filmi tek başına sırtlanarak seyircinin ilgisini canlı tutmayı başarıyor. Neredeyse her karesinde o var. İzlemesi o kadar keyifli, o kadar sıkıcılıktan uzak bir aktör ve seyirciye o kadar kendini sevdirmeyi başarıyor ki olur da ödülü kaparsa zerre kadar şaşırmam.
En iyi müziği Slumdog Millionaire müzikleriyle kazanan A.R. Rahman bu kadar kısa aralıkla ikinci kez kazanamaz - her ne kadar müzikler çok başarılı olsa da - fakat Dido’nun söylediği orijinal şarkı adayı “If I Rise”ı adam akıllı dinledikten sonra artık kazanacağını düşünmeye başladım. Filmin atmosferine özellikle çok yakışıyor (gene de favorim sonda çalan Sigur Ros şarkısı Festival’dir ama son albümlerinden bir parça olduğu için orijinal kapsamına girmiyor).
Neden kazanmalı?
Kurgu ödülündeki diğer isimler yarışın favorisi farkındayım ama Boyle’un olduğu kadar kurgucunun da filmi bu. Aynı şekil başka ellerde heba da edilebilirdi ama aynı mekanda 5 gün geçiren bir adamın yaşadıklarını baymadan, sıkmadan, heyecanı ve gerilimi arttıran anca böyle bir kurguyla anlatabilirdiniz. Şartlar daha farklı olsaydı kurgu, yönetmen, erkek oyuncu, müzik ve şarkıyı kazanmasını isterdim.
Neden kazanamaz?
Üyelerin çok fazla sevmeyeceği tarzda bir film oluşu, yarıştığı adayların daha fazla ön plana çıkıyor olması, Boyle’ın daha yeni ödül almış olması ve en önemli problemi bence Franco’nun filmin önüne geçmiş olması. Zira insanlar filmin kendisinden ziyade Franco’yu konuşur oldular artık.
Toy Story 3
Hangi ödülleri, neden kazanabilir?
Oyuncak Hikayesi, animasyon olmasına rağmen 5 dalda adaylık elde etti. Az buz değil. En iyi film dalındaki yerini hak ediyor ama zaten en iyi animasyon ödülünü kapacağı için biraz göstermelik o adaylığı. En iyi animasyonu neden kazanabilir?’e verilecek yanıt bellidir her zaman: “because it’s fucking Pixar!!” Kaç senedir es geçtikleri film olmadı. İçimizdeki Pixar aşkı bambaşka.
Oyuncak Hikayesi, animasyon olmasına rağmen 5 dalda adaylık elde etti. Az buz değil. En iyi film dalındaki yerini hak ediyor ama zaten en iyi animasyon ödülünü kapacağı için biraz göstermelik o adaylığı. En iyi animasyonu neden kazanabilir?’e verilecek yanıt bellidir her zaman: “because it’s fucking Pixar!!” Kaç senedir es geçtikleri film olmadı. İçimizdeki Pixar aşkı bambaşka.
Neden kazanamaz?
Şarkı dalını 127 Hours’a kaptırabilir. Orijinal senaryoyu The King’s Speech olmazsa Inception’a kaptırır. Yine de devlerle yarışması bile büyük başarı. Ses kurgusunda da Inception var. Nasıl kazansın?
Edit: burada How to Train Your Dragon'ın Pixar karşısında bir şansı yokmuş gibi bir durum oldu ancak her ne kadar benim Toy Story ile küçüklükten gelen bir gönül bağım olsa da ben Ejderha'nı Nasıl Eğitirsin'i en az Toy Story kadar çok beğendim. Pixar'a gidecektir gene ödül de Dreamworks'ün ilk defa bu kadar iyi ve samimi bir iş çıkarmış olması gözlerimi yaşarttı. Onun için Toy Story 3 kaybederse de çok üzülmem sanırım, çünkü HTTYD da bir o kadar güzel bir animasyon.
Neden kazanmalı?
I told ya!: Because it’s goddamn Pixar dude!!
The King’s Speech
Edit: burada How to Train Your Dragon'ın Pixar karşısında bir şansı yokmuş gibi bir durum oldu ancak her ne kadar benim Toy Story ile küçüklükten gelen bir gönül bağım olsa da ben Ejderha'nı Nasıl Eğitirsin'i en az Toy Story kadar çok beğendim. Pixar'a gidecektir gene ödül de Dreamworks'ün ilk defa bu kadar iyi ve samimi bir iş çıkarmış olması gözlerimi yaşarttı. Onun için Toy Story 3 kaybederse de çok üzülmem sanırım, çünkü HTTYD da bir o kadar güzel bir animasyon.
Neden kazanmalı?
I told ya!: Because it’s goddamn Pixar dude!!
The King’s Speech
Filmi çok sevdim. Favori filmlerimin ödüle çok uzak olduğunu idrak ettiğimden beri Social Network kazanamasın diye deli gibi King's Speech'i destekliyorum. En iyi filmi aldığında en çok sevineceklerden biriyim. Her şeyden önce sıkıcı İngiliz kraliyetine Kral IV. George'un kekemelik problemi üzerinden göz atması ele aldığı dönemi ilgi çekici kılıyor. Ciddi bir İngiliz draması yapmaya kalkışmış olsalar ciddiye alınacaklardından bile şüpheliyim. Ama abartıya kaçmayan bir mizahla, dönemin İngiltere'sinin içinde bulunduğu koşulları (Hitler tehdidi) da cıvıtmayarak her şeyi dozajında veriyor. Colin Firth, A Single Man'de ne kadar dingin, sakin bir performans veriyorsa burada -tam aksine demek doğru değil belki- daha dışa dönük, daha fiziksel, mimiklere yüklenen bir oyunculuk çıkarıyor (doğru anlatabildim umarım). Özellikle sinirlendiği kısımlar pek sevimli ("sinirlenince çok güzel oluyorsun" tandansı da yakaladım ya şurada helal olsun).
Hangi ödülü, neden kazanabilir?
Son 1-1,5 aydır The King’s Speech, Social Network karşısında beklenmeyen bir ivme kazandı. DGA, SGA ve BAFTA ödüllerinin ardından TKS, yarışta hiç olmadığı kadar şanslı. Takip ediyorsanız şu son 1-2 aya kadar tüm ödüllerde The Social Network’ün adı geçiyorken artık TKS daha fazla konuşuluyor. Inception için dediğim bunda da geçerli olabilir. Film Oscar yarışına ne kadar yakın tarihte gösterime girerse o kadar da şansı artıyor. Daha çok gündemde oluyor. the Social Network Ekim’deki gösterimi sayesinde yarışa hızlı başladı ama zaman geçip Social Network Hype (bknz: hype) azaldıkça diğer yapımlar da fırsat bulabildiler öne çıkmaya. TKS bunun kaymağını yiyebilir. Kaldı ki allah için kostümlü dönem dramalarına bayılıyorlar.
En iyi erkek oyuncu elbette ki Colin Firth’ün. Geçen sene A Single Man’le kaçırdığı ödülü alamama gibi bir ihtimali yok bu sefer. Yemin ediyorum bu adam karşıma geçip “shit shit fuck fuck” diye giden küfürleriyle ağzıma bile sıçsa gıkımı çıkarmam. Dünyada daha güzel küfredebilen bir insan evladı yok. Sırf buna bile ödül verilebilir: "Shit. Shit, shit, shit, shit, shit, shit! Fuck fuck fuck, fucking fuck and fuck! Fuck, fuck and bugger! Bugger, bugger, buggerty buggerty buggerty, fuck, fuck, arse! Fuckity, shit, shit, fuck and willy! Willy, shit and fuck and... tits. "
Kostüm, sanat yönetimi, görüntü yönetimi ve en iyi orijinal senaryoyu da kazanması kuvvetle muhtemel. Ödüller genel olarak TSN ve TKS arasında dağılacaksa uyarlama TSN’e giderken orijinali de buna vereceklerdir. “Aman Inception’cıların hatrı kalmasın” gibisinden bir tavır takınmaları düşük bir ihtimal.
Neden kazanamaz?
Bu haftaiçinde TKS ile ilgili ilginç bir gelişme oldu, sinema haberlerinde rast geldiniz mi bilmiyorum ama filmin çekimlerinin yapıldığı setin aynı zamanda İngiliz bir gay porno sitesinin de çekimler için kullandığı bir mekan olduğu ortaya çıktı. Bu ilginç haber hem alay konusu oldu hem de filmin itibarını birazcık(?) zedeledi. Törende bu konuyla ilgili bir espri gelecek mi bilmiyorum (Ah Ricky Gervais olsaydı itin …. sokmuştu afedersiniz) ama sanat yönetimi ödülünü filme verirlerse hem Akademi hem film ekibi iyiden iyiye alay konusu olacak. Belki önemsiz bir detay ancak ama bu tip şeyler Oscar’larda seçimleri etkileyebiliyor da.
Yönetmen Tom Hooper’ı bu filmin ardından iyiden iyiye sevmeye başladım (ilk filmi The Damned United ne yazık ki 2009’un en underrated filmlerinden biriydi. Futbolla alakası olmayan ben bile tek bir dakikasında bile sıkılmadım. Hiçbir şey için olmasa bile muhakkak Michael Sheen’in performansı için izlenmesi elzem). Ancak yine de David Fincher dururken, tüm TKS sevgilerine rağmen, yönetmen ödülünü alması zor. Hikaye iyi, oyunculuklar iyi, senaryo başarılı, kurgusu güzel, yönetmenliği temiz fakat tüm bunlara rağmen ödüle uzanabilmesi için bir şeyler eksik. Sanki başkası da çekse bu kadar çekermiş gibime geliyor benim nedense.
Filmi kazanamayabilir mi? Pek tabii. Yukarıda söylediğimi tekrarlıyor gibi olacak ama her yönüyle başarılı bir iş olsa da TKS’te onu özel, diğerlerinden farklı kılacak bir şeyler eksik. Bunda dönem filmlerinden ve biopic olarak adlandırılan biyografik yapımlardan artık fenalık gelmesinin de etkisi olabilir. Geçtiğimiz yıllarda The Queen, The Reader, Atonement, An Education, The Hours, Gosford Park gibi pek çok İngiliz yapım aday oldu ama hiçbiri ödüle uzanamadı. Zaten Shakespeare in Love’dan (yüz karası, lanet, sıkıcı film) bu yana herhangi bir İngiliz filmi (Slumdog Millionaire de Hindistan’da geçiyor zaten) ödülü kazanamamış (o da keşke kazanamasaymış).
Neden kazanmalı?
Çünkü Social Network kazanmamalı!! Çünkü yarış ikisi arasında ve TKS öbüründen çok daha başarılı, keyifli ve dolu bir film. Yüzeysel, sığ ve dar görüşlü değil. Tüm karakterlerine derinlikle yaklaşıyor. Sıkıcı bir dönem draması olmadan, kısıtlı mekanda seyirciyi de bayıltmadan derdini anlatmayı başarıyor.
Geoffrey Rush ve Helena Bonham Carter (her ne kadar harika olduğunu düşünmesem de) Colin Firth’ü fazlasıyla destekleyen iyi performanslar sunuyorlar. Özellikle Geoffrey Rush’ın Logue gibi Kral’a Bertie demekten çekinmeyen, rahat, insana güven veren ve eğlenceli karakteriyle Fighter’daki Bale’den daha içten bir iş çıkardığını düşünüyorum. Belki alamayacak ama yabana atılmaması gereken bir iş karşımızdaki.
Son 1-1,5 aydır The King’s Speech, Social Network karşısında beklenmeyen bir ivme kazandı. DGA, SGA ve BAFTA ödüllerinin ardından TKS, yarışta hiç olmadığı kadar şanslı. Takip ediyorsanız şu son 1-2 aya kadar tüm ödüllerde The Social Network’ün adı geçiyorken artık TKS daha fazla konuşuluyor. Inception için dediğim bunda da geçerli olabilir. Film Oscar yarışına ne kadar yakın tarihte gösterime girerse o kadar da şansı artıyor. Daha çok gündemde oluyor. the Social Network Ekim’deki gösterimi sayesinde yarışa hızlı başladı ama zaman geçip Social Network Hype (bknz: hype) azaldıkça diğer yapımlar da fırsat bulabildiler öne çıkmaya. TKS bunun kaymağını yiyebilir. Kaldı ki allah için kostümlü dönem dramalarına bayılıyorlar.
En iyi erkek oyuncu elbette ki Colin Firth’ün. Geçen sene A Single Man’le kaçırdığı ödülü alamama gibi bir ihtimali yok bu sefer. Yemin ediyorum bu adam karşıma geçip “shit shit fuck fuck” diye giden küfürleriyle ağzıma bile sıçsa gıkımı çıkarmam. Dünyada daha güzel küfredebilen bir insan evladı yok. Sırf buna bile ödül verilebilir: "Shit. Shit, shit, shit, shit, shit, shit! Fuck fuck fuck, fucking fuck and fuck! Fuck, fuck and bugger! Bugger, bugger, buggerty buggerty buggerty, fuck, fuck, arse! Fuckity, shit, shit, fuck and willy! Willy, shit and fuck and... tits. "
Kostüm, sanat yönetimi, görüntü yönetimi ve en iyi orijinal senaryoyu da kazanması kuvvetle muhtemel. Ödüller genel olarak TSN ve TKS arasında dağılacaksa uyarlama TSN’e giderken orijinali de buna vereceklerdir. “Aman Inception’cıların hatrı kalmasın” gibisinden bir tavır takınmaları düşük bir ihtimal.
Neden kazanamaz?
Bu haftaiçinde TKS ile ilgili ilginç bir gelişme oldu, sinema haberlerinde rast geldiniz mi bilmiyorum ama filmin çekimlerinin yapıldığı setin aynı zamanda İngiliz bir gay porno sitesinin de çekimler için kullandığı bir mekan olduğu ortaya çıktı. Bu ilginç haber hem alay konusu oldu hem de filmin itibarını birazcık(?) zedeledi. Törende bu konuyla ilgili bir espri gelecek mi bilmiyorum (Ah Ricky Gervais olsaydı itin …. sokmuştu afedersiniz) ama sanat yönetimi ödülünü filme verirlerse hem Akademi hem film ekibi iyiden iyiye alay konusu olacak. Belki önemsiz bir detay ancak ama bu tip şeyler Oscar’larda seçimleri etkileyebiliyor da.
Yönetmen Tom Hooper’ı bu filmin ardından iyiden iyiye sevmeye başladım (ilk filmi The Damned United ne yazık ki 2009’un en underrated filmlerinden biriydi. Futbolla alakası olmayan ben bile tek bir dakikasında bile sıkılmadım. Hiçbir şey için olmasa bile muhakkak Michael Sheen’in performansı için izlenmesi elzem). Ancak yine de David Fincher dururken, tüm TKS sevgilerine rağmen, yönetmen ödülünü alması zor. Hikaye iyi, oyunculuklar iyi, senaryo başarılı, kurgusu güzel, yönetmenliği temiz fakat tüm bunlara rağmen ödüle uzanabilmesi için bir şeyler eksik. Sanki başkası da çekse bu kadar çekermiş gibime geliyor benim nedense.
Filmi kazanamayabilir mi? Pek tabii. Yukarıda söylediğimi tekrarlıyor gibi olacak ama her yönüyle başarılı bir iş olsa da TKS’te onu özel, diğerlerinden farklı kılacak bir şeyler eksik. Bunda dönem filmlerinden ve biopic olarak adlandırılan biyografik yapımlardan artık fenalık gelmesinin de etkisi olabilir. Geçtiğimiz yıllarda The Queen, The Reader, Atonement, An Education, The Hours, Gosford Park gibi pek çok İngiliz yapım aday oldu ama hiçbiri ödüle uzanamadı. Zaten Shakespeare in Love’dan (yüz karası, lanet, sıkıcı film) bu yana herhangi bir İngiliz filmi (Slumdog Millionaire de Hindistan’da geçiyor zaten) ödülü kazanamamış (o da keşke kazanamasaymış).
Neden kazanmalı?
Çünkü Social Network kazanmamalı!! Çünkü yarış ikisi arasında ve TKS öbüründen çok daha başarılı, keyifli ve dolu bir film. Yüzeysel, sığ ve dar görüşlü değil. Tüm karakterlerine derinlikle yaklaşıyor. Sıkıcı bir dönem draması olmadan, kısıtlı mekanda seyirciyi de bayıltmadan derdini anlatmayı başarıyor.
Geoffrey Rush ve Helena Bonham Carter (her ne kadar harika olduğunu düşünmesem de) Colin Firth’ü fazlasıyla destekleyen iyi performanslar sunuyorlar. Özellikle Geoffrey Rush’ın Logue gibi Kral’a Bertie demekten çekinmeyen, rahat, insana güven veren ve eğlenceli karakteriyle Fighter’daki Bale’den daha içten bir iş çıkardığını düşünüyorum. Belki alamayacak ama yabana atılmaması gereken bir iş karşımızdaki.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)









1 yorum:
Popüler Yorum'un tarzını benimseyip geliştirmişiz bakıyorum :) Hoş olmuş.
http://populeryorum.blogspot.com/search?updated-max=2009-07-03T02%3A50%3A00%2B03%3A00&max-results=7
Yorum Gönder